|
|
Hayal gücünü, sanat kurallarının dışında kullanabilme işi resimlerimin başlangıç noktasıdır.
İnsanın dış dünyaya oynadığı “tiyatro” nun aksine, içinde yaşattığı kişisel gerçekliği, imgelerle buluşturup bunu fütursuzca resmetmek, tinsel derinliklerde gizleneni, bilinçaltına itileni vurgulamak ve görünmeyeni kurcalamak, bireyin zarar göreceği her türlü toplumsal baskı sorunsalı ve bu geniş yelpazenin içerisinde barınan bilinçsiz bir şekilde dünyaya getirilen ve sonucunda terk edilmiş bebekler, yasaklar, tabular, kısıtlamalar, günahlar, bastırılmış duygular...Yaşanan özlemler, zaaflar, acılar ve aşk .. Bunun akabinde meydana gelen anlık çöküşler ve ruhsal kabarmalar “İçimizdeki Med – Cezir” olarak ifade ettiğim insanın bütün bu “Gel – Git” halleri tuval yüzeyine entegre eder.
Bütün bu edimsel haller işlerimde kendini düşsel şekliyle gösterecektir.
Yaratıcılığı kamçıladığına inandığım Sigmund Freud’ un Psikanalizi, özellikle psikanaliz-sanatsal yaratı ilişkisi, Mitoloji, İnsan Felsefesi, Ayrıca kuraldışı tavırları, aforizmaları, yaratmış olduğu insan tipleri ve doktrinleri ile Friedrich Nietzsche’ nin resimlerim üzerindeki etkisi yadsınamaz.
Resimlerimde kullandığım figürler farklı bir biçimde yeniden form kazanır. Çalışmalarıma yansıyan her bir nesne , gözle görünen her bir kişisel gerçeklik, hayal süzgecime takıldığı
andan itibaren metaforik bir yolculuğa çıkar, farklı bir imaja bürünür ve özgün bir hal alır.
Tuval üzerinde ön plana çıkan dikenli teller, noktalar, vurgulu hatlar, sarmallar, bütün bu elemanlar yüzeyde puzzle parçaları gibi birleştikçe
kompozisyonu oluştururlar. Sınır çizgisinin olmadığı uçsuz bucaksız düşünceler, duyguları aktarmamda yardımcı olan kendi oluşturduğum sembollerle ifade bulur.
İzleyici, resimlerimin karşısında kendini, gerçeklerden, estetik geleneklerden ve kurallardan arındırmalı. Bu hayal oyununa bu şekilde dahil olmalı.
Serap KÖKTEN
****************************************************************************************************************************
NİETZSCHE VE RESSAMI
BEN DAHA KÖTÜ ŞEYLER GÖRDÜM VE DİYORUM Kİ HEPSİNİ SİZE ANLATAMAM.
AH DOSTLARIM BEN GELECEK ŞEYLERİ GÖREN BİR 'GÖZ' OLMASAYDIM NEYE YARARDIM.
ZERDÜŞT OLMAK, BİR HAYIR MIYDI YOKSA ŞER MİYDİ?
En değerli vakitlerinizi bana ayırdınız/Sağolun efendim/ Gökyüzünün sonsuz olduğunu bana öğrettiniz/Öğrendim/ Yeryüzünün sonsuz olduğunu öğrettiniz/Öğrendim/ Hayatın sonsuz olduğunu öğrettiniz/Öğrendim/ Zamanın boyutlarının sonsuzluğunu/ Ve havanın bazan kuşa döndüğünü öğrettiniz/Öğrendim efendim/ Ama sonsuz şeyleri öğretmediniz efendim / Baskının zulmün kıyımın açlığın/ Bir yerlere kıstırılıp kalmanın, susturulmanın/ mutluluğun ve eski hesapların/aritmetiğin bile/ Bunları bulmayı bana bıraktınız/
Size teşekkür ederim. -Turgut Uyar
Bütünü eksiksiz anlamaya, herkesi mutlu etmeye, hangi ideoloji, töresel doğru, inanç veya teori yeterlidir . Cumhuriyet sevdası ve akılcı ya da akıldışı felsefeler; tüm önermeler. Resmi düşünce veya resmiyete dökülmemiş vasiyetnameler belki de bir 'zor' sanatı olarak 'ütopya' . Akıl ve plan ; (Hiçbiri),neyi çözümledi ki bugüne kadar. Kavramlar, sevgi,kutsiyet,aşk ve hamaset;bulanık savlar/peşinden gidilen sevdalar,idealist fizik ya da metafizik; yalan : Meczup haklıydı deme.
'Ömür' denilen bilinmezliğin tam ortasında dururken, kutsal merkeze ne kadar yakınsın , kurban nerede/mezbahanenin yolunu bilen var mı? Bildikçe,bilinmeyenlerin,istedikçe,talep ettikçe yükün ve arzunun arttığını göreceksin. Cennete ise ağırlıklarla girmek mümkün değil diye yazar Matta'da : "Eğer yetkin olmak istiyorsan git varını yokunu sat, yoksullara dağıt."
İnsanın korku paranoyasının devamıdır tedhiş. Alacalı kötülüklerinin sigortasıdır zekat vermek ve 'biriktirmek'; sömürü, talan, istila dahil,hepsi önce yaşamak sonra köleleşmemek içindir. Yücelerin yücesi yaratılmış bir nesnedir . 'Mağrur'un icadı/hayat bulması ,'mağdur'un iznine/yenilgisine bağlıdır. İnsani 'akıl' işgüzarca, simgesel, evrensel bir doğanın çalışma mekanizmasının ayarlarına çomak sokmaktadır . Tefrit ifrat denetim mekanizmaları sistem içine alınırken, kutsiyetler/idealler, ideolojiler masa üstü kısa yolla ulaşılabilir, süreli ve kullanılabilir kılınmıştır. Koşer et, helal gıda tüzüğü , AB insan olma standartları, Marksizm, Faşizm hatta kutsal kitaplar kimse şaşırmadan sistem içi kılınmış, barkodlanmıştır. Tarif/tasnif ve tehdit ederek/edilerek ilerleriz.
Makbul ve mebzul miktarda her insanın içinde farklılık yaratan bir uyumsuzluk/kırılganlık vardır. Kronikleşmediyse, kronikleştirilir; toplum ayrımları yaratmak için ötekileştirmeyi/aşağılamayı seçer. Sakatlıklarımız, özürlerimiz özenle dışa, özürlülerimiz ise kapı arkasına aktarılır. Mayın mağdurları, çocuk suçlular, töre kurbanları,itilen/dışlanan,horlanan kadınlara itinayla 'kader' adı verilir.
Koruyucu kalkan olan kurumlar yerine 'acıma' ve 'zekat' kültürü gürbüzleşerek kurulur.
El açmak/yüz sürmek köleleştirme/sömürü/riya ve çıkara, 'düşkünler' tutsak edilir. Ast/Mağdun/zamanı dolan rüya veya kabus parasal değeriyle kategorikleştirilir ; ezilen/mağdur veya işçi,satış/meta kudreti varsa hatırlanır.
Savaştan dönen her zafer alayını, temkinle izlemek lazımdır. Her sadakanın kendince bir ince hesabı olur. İsyan vardı, dürüst ve cüretkardık. Değil mi ki Humphrey Bogart'dım, iyi giyinir,kötü bakardım .Hile,tuzak,kolpa, ketenpere. dalavere değil ama, 17 yaşımda ceketin cebinde Nietzsche Kitabı ,Bafra Sigarası,bozuk paralar, kağıt, kalem,çakı ve umutlar vardı. 'Ben' yaşasa da toplumsal gövde de kızıl/kırmızı bir bayraktı ego. Duvara ansızın denk geldik; 12 Mart 1971'de kötülükle ve kanla yüzleştik. Zaman hızla akarken, 68'ler ve ümitler geride kaldı. Fransa/Paris özlemdi ki geç ulaştık ; meteliksiz,bohem ve aç ,zor 12 Eylül :
Ne günler gördük Allahım ne kör/zindan günler.Sistemli yaratılan kaotik karanlıkta bir zorba; Kenan Evren kabusu. Anıtların tarihinde kötü bir 'kitsch'dir ki, Galata ziyaretçisi Avusturyalı sanatçı Hermann Nitsch'i aratır.Toplum ne yazık ki,hiç de masum değildi. Güzelim yeşil ağaçlar 'talaş' oldu. Ardından sükût; geçmişi hatırlamayanların panayırı. 12 Eylül öncesine dönmek istiyorduk aslında; başta gençlik ve her şey o evde kaldı. Mahçup iyiliklerin de , mağrur kültürel zenginliklerin de ardında, muhteşem bir 'kötülük' saklandığını, diğerleri gibi 'öğretildiği için öğrendik' . Her evde yanan mutluluk ampüllerinin ardında sahtekarlıklar/ihanetler, karanlıklar,kavgalar, uygarlıklarınsa rafine bir barbarlık olduğunu tecrübeyle, gri duvarlara çarpa çarpa idrak ettik.
Yüce nesne için, fazla yaklaşılmayan nesneydi (artık değil) : "Eğer ona fazla yaklaşırsak,yüce özelliklerini kaybeder ve sıradan bayağı bir nesne haline gelir" der Zizek.
'Ölüm' ve 'Korku' kavramları başta Heidegger olmak üzere Camus ve Sartre'ı kuşatır da Varoluşçu felsefe içinde anlamlandırılan (ki bence kendisine sorsalar reddederdi) Nietzsche 'yi kuşatmaz mı? ; hayır kuşatmaz.
Onda ölümlü olmanın korkusundan çok ölümlü olmanın anlamını/erdemini kavramak üzerine düşünce inşaatını (inşa-atını/deniz atını/yılkı atını) görürüz.
Travma geçirmiş düşkün bedenlerin, utanç içinde suçlanarak incir yapraklarına sarmaladıklarını ansızın hatırlatır insana.İlk günah a priori midir,a posteriori mi?
Korkudan,ölümden çok,insanın ikiyüzlülüğü,zorbalığı,kinciliği,kalleşliği ve küçük hafıza yoksunu beyninin çalım satan ahlaksızlıklarını,sapkınlığın cürmünü buluruz.Tezgahtır/pazardır,medeniyettir ama öncelikle güç denemesidir 'ilerleme'. Muvazene ise geçici sükûndur. Nietzsche'nin dünyası bir filozofun değil, bir dervişin yolculuğunun günlüklerini barındırır derim.
SERAMİĞİN SIRRI, RESMİN MİMARİSİNE KATMAN OLMUŞ
Althusser buna benzer şeyler söyler ; her toplumsal biçimlenişte devletin 'İdeolojik Aygıtları' vardır ve bunlar toplumsal biçimlenişin her düzeyinde çalışarak, özneleri o toplumsal biçimlenişin ilişkilerini taşıyabilecek biçimde yeniden üretirler - özneleri bu aygıtlar 'kurar', çünkü bunlar öznenin yaşamı boyunca ilişkiye geçeceği her kuruma yerleşmiştir (hatta kendileri o kurumlardır) . Örnek olarak aile, okul, kilise, vb. gibi deliller getirir. Ki onun ucuz lokantalarda, kirli otel odaları,basit yaşamı hatta aklını kaybetmesi zaten bu ideolojik yapılanmaya pratikte bireysel itirazı değil midir?
Kökten, bu itirazı imbikten/tülbentten geçirmiş, tortuları ayırmış, şerbet kıvamına getirmiş kalanı ateşte yoğurmuş. Nietzsche, 'izimi sürmeyin/beni takip etmeyin' diyor. Ama, onun için 'öğrencisi',hatta 'Nietzsche ve ressamı' diye başlık atılabilir. Resimlerinde bu dünyanın başta hüznünü, karmaşasını, ihtişamını ve kaosun yarattığı uzlaşmaz renkliliğini ve (bence önce) kırmızıyı görürüz; insana ait ve canı/kanı yaşatan 'cam' kırmızıyı.
Bu sözler ressam Serap Kökten için; aslında ona ressam mı ,seramik sanatçısı mı demek lazım bilmiyorum. Allah insana 'ben seni çamurdan yarattım' der.
Tuvallerin yüzeysel /iki boyutundan çok seramik panoların kızgınlığı,uygarlık tarihindeki çamurun bedenleniş mücadelesi/insan olarak ayağa kalkışı,kelam oluşu,eskilerin,yenilerin,hatta çok yenilerin sanki Esfel-i Safiline terkedilişi var. Ateşin izleri çerçevenin dışına taşmış,harelenmiş/yükselmiştir. Bir mozaiğin arkaik planı,türümüz tarafından kundaklanmış olan doğal hayatı/sistemi yakamozlamış ; benzemezlikleri ayırmış/soyutlamış. Yüzeyin mimarisinde kelimelerle kurulmuş bir iskele olsa da ,alacakaranlıkta ileriyi görmek için sadece ipuçları var. 'Sezmekte ve susmakta usta olmalı dost: Görmek istememelisin her şeyi' demişti musahhih; bu kadar söz anlayana delil olur. 'Ruh, hayatın bağrına saplanan hayattır: kendi işkencesiyle arttırır kendi bilgisini'..
Yaşlılığın/hastalığının çaresizliği çökmüş de olsa görülen Nietzsche'nin mavi gölgesi;buyurgan ve konuşkan. Eserlerini,eserleriyle bitiştirip kendi kozmosunu renklere boyamış,farklı bir evren kurmuş. Sırlı seramiğin dilde bıraktığı burukluk tadılıyor bu dünyada.
Emin Çetin Girgin
Sanat Yazarı ve Eleştirmeni
http://emincetingirgin.blogspot.com
******************************************************************************************
İÇ DÜNYAMIZDAKİ GEL-GİT LER.................
Serap Kökten’ in, genelde sanatın duyarlığına, özelde resim sanatına ilgisi çocukluk yıllarından başlayarak süregeldi.
Resmin büyülü dünyasındaki yolculuğu sırasında; yaratma itkisinin en önemli cevheri olan naif olma özelliğini özenle korudu. Sanatçı, değişik malzeme ve teknik olanaklardan yararlanarak resimde devingen bir biçim-biçem-içerik sunumu yarattı.
Doğadaki varolma halinin sıradanlığına düşmeden, özellikle bireyin içsel dünyasıyla çevresi arasında yaşanan problemleri cesur ve figüratif imgelerle dışavuran sanatçı için resim;
”geleceğe yönelik manevi yatırım ve ruha yapılmış etkili bir masaj’ dır”.
Serap Kökten, yer yer Peter Bruegel yapıtlarında karşılaştığımız usta işi ve bilgelik dolu ruh hali çözümlemelerine yer vermiş, bazen de tıpkı Chagall resimlerinde karşılaştığımız, Dostoyevsky romanlarından aşina olduğumuz bireyin içsel dünyasındaki hüzünlü, ironik vurgulara yer vermiştir. Hemen tüm majör sanatçılarda karşımıza çıkan ikona objeler, deforme edilmiş insan ve nesne ifadelerine deyim yerindeyse görsel sıfatlar ekleyerek vurgu yapmıştır. Sanatçı ; ‘Resimlerimdeki dışavurumum, dış dünyamızda sergilediğimiz "tiyatro"
nun aksine, iç dünyamızdaki dalgalanmalar, fırtınalar, dinginlik, özlemler, tabular, baskılar, hisler ve bunların iç alemdeki ürküten şeffaflığı, kısacası sizi huzursuz eden, anlatmak için sabırsız kılan, sonunda tuval gerçekliğinde şeklini bulan alemlerin iç gıcıklayan hikayeleridir....diyerek, resimlerinin algı evrenimizdeki karşılığına ışık tutmaktadır.
Serap Kökten, başta yağlı boya olmak üzere karışık teknik ve kolaj tekniğini benimsemiştir. Resimlerinde yer yer yüzeyi örten boya katmanlarını ritimsel ve sarmal çizgiler takip etmektedir. Resimde kullanılması belirli düzeyde cüret ve cesaret gerektiren soğuk renkleri duru bir müzik melodisini çağrıştıran çizgiler takip eder. Figürler içerikteki anlama bağlı olarak deforme edilir. Vurgular tuvalin yüzeyinde sıkışmış izlenimi yaratır. Bu da biçimde yakalanan ifadenin içerikteki imgeye, anlama transferine referans eder.
Çalışmalarındaki en belirgin aykırılık, renk ve biçim standartlarının dışına çıkma isteğidir. Sanatçı ne kadar gündelik objeler ya da alegorik teması olan ikonalar resmetse de; geleneksel biçim vurgusunun olanaklarına açıkça sırt çeviriyor. Yüzey sürekliliğinin olmadığı bu tuvaller yarattığı biçimsel heyecan ve keşiflerin yanı sıra içerikle de sıkı sıkıya bağlıdır.
Sanatçı, sürrealist ressamlarda karşılaştığımız bilinç-bilinç dışı zıtlığını özellikle konu edinmiş gibi gözükmektedir. Bu bağlamda Dali nin özel bir yeri vardır. Bunun yanı sıra resimde devrim yaratan ve öncelikle yüzey algımızı alaşağı eden ünlü üstat Picasso’ya da özel bir ilgi duymaktadır. Özellikle teknik bir incelik sayabileceğimiz çizgisel uyum-ritim-birim uygulamaları konusunda Abidin Dino ya referans etmektedir.
Sanatçı, toplumsal sözleşmelerden zararlı çıkmış bireylerin iç dünyasındaki gel – git lere ayna tutarken bastırılmış olan onca tuhaflığı cesurca tuvalin gönderine çeker. Toplumsal yaşamın kaygı verici gelişmelerinin başında yer alan ‘baskı’, bazen bilinçsiz çocuk yapma olgusunu, bazen kaçış, tedirginlik, arayış ve zaaflara yenilmeyi, sonunda da içe dönüşü beraberinde getirir.
Toplumsal yaşama dair bu olumsuzluklara sırtını dönmek yerine onunla yüzleşen bir sanatçıyla karşı karşıyayız.
Serap Kökten, ‘yeteneğin doğuştan, yaratıcılığın ise çalışarak kazanıldığını’ özellikle vurgular ve Matisse’ in ”Bir işçi gibi çalışmalısınız. Önemli bir yapıt yaratmayı başaran her sanatçı böyle çalışmıştır. Ben yaşamım boyunca her gün sabahtan akşama değin çalıştım”. sözünü anımsatır bizlere.
Adem YEŞİLYURT
Sanat Eğitmeni
|